Tahir Ağa Camii ve Asude Hatun Türbesi

Bize Takılanlar

                              

Süt annesi Asude Hatun’un Fatih semti Haydar Mahallesi Esrar Dede Sokak’ta bulunan Tahir Ağa Camii’ndeki bakıma muhtaç türbesi maalesef ayakta zor duruyor… Üzerine rastgele naylonlar atılmış toz toprak içindeki sandukasının hali içler acısı…

Akçeli yerleri defalarca restore eden kurumların Asude Hatun’un türbesi gibi onarıma muhtaç yerleri görmezden gelmeleri vefasızlığın ötesinde ecdada saygısızlıktır.

Günahtır, ayıptır.

Asude Hatun’un sütüyle beslenip büyümüş olan Osmanlının sekizinci padişahı Sultan II. Beyazıt Han, İmparatorluğu kurumlaştıran çok önemli bir devlet adamıdır.

Gençliğinde afyon kullanan bir şehzadeyken, padişahlığı döneminde ilmi, takvası, merhameti, vakarı ve hilmi nedeniyle sofi veya veli olarak anılan bir kişiliğe intikal etmiş olması tabiiki kendi tercihidir…

Fatih Sultan Mehmet’in oğlu ve Yavuz Sultan Selim’in babası olan Sultan II.Beyazıt’a hak ettiği değerin verilmemiş olması imparatorluğa büyük topraklar kazandırmış bu iki padişahın gölgesinde kalmasına bağlanıyor. Oysa bu değerli Sultan’ın hem dönemi, hem sonrası ve hatta günümüzü bile etkileyen çok önemli hizmetlerde bulunduğu da aşikardır..

Sultan II.Beyazıt’ın Leonardo Da Vinci ile mektuplaşması; Da Vinci’nin Haliç ve Boğaz üzerinde birer köprü yapmaya hazır olduğunu bildirmiş olması, Michelangelo da köprü yapımının düşünüldüğünü duyunca bir ara İstanbul’a gelmeyi istemesi asla tesadüf değildir.

Çünkü, Sultan II.Beyazıt, imparatorlukta başlatılan büyük bir bayındırlık ve kentleşme hamlesinin arkasındaki isimdir.

Amasya’daki II.Beyazıt külliyesi; Edirne’deki, bir hastane ve tıp okulunu da kapsayan külliye; etkinliğini ve görkemini hâlâ koruyan, Bursa’daki “Koza Han” gibi yapılar, sadece bir anıt eser değil, aynı zamanda bir kentleşme hareketinin işlevsel örnekleridir.

İstanbul’da kendi adını taşıyan ve “Beyazıt Meydanı”na adını veren külliye ile de bir bakıma, II. Beyazıt’in bayındırlık atılımları taçlanmıştır.

Bulunduğu yer nedeniyle Galata Sarayı denilen Mektebi Sultani II.Beyazıt tarafından, İmparatorluğun yönetici insan omurgasını eğitmek amacıyla kurulmuştur. Okul, İmparatorluğun yükseliş döneminde, sonra 1868’deki yenileşmesiyle birlikte, çöküş yıllarında ve Cumhuriyet’in kuruluş aşamalarında başarılı bir model olarak yüzyıllara meydan okumuştur.
Bir eğitim kurumu olarak ortaya çıkıp, bir kültür ocağına, oradan popüler bir spor kulübüne, ardından akademik bir yapıya gidişiyle, Galatasaray dünyadaki tek örnektir.

II.Beyazıt dönemindeki kültürel mayalanma, sadece, mimari eserlerle sınırlı değildir. Minyatür, süsleme ve hat sanatları da buna eklenmelidir. Edebiyat ve tarih yazıcılığı da, döneminde yaşanan yaratıcı sıçramayı bize gösterir.

Ulemâ ve evliyâya çok hürmet gösterirdi. Onun bu is­ti­kâ­mette kullandığı husûsî bir bütçesi vardı. Bununla ilim ve irfân erbâbını eser vermeye teşvik ederdi. Sul­tân’ın bu himâyesi, İstanbul’u bir ulemâ şehri hâline getirdi.

II.Beyazıt tarafından kurulan “Galata Mevlevihanesi” ise başka bir başarı öyküsüdür. Galata Mevlevihanesi, İstanbul’da gerçek bir kültür merkezi olmuştur. Şiir, güzel sanatlar ve müzik alanında buradan pek çok isim yetişmiş, bir sanat okulu işlevi görmüştür.

Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkıntısının ardından Türkiye Cumhuriyeti hemen ve yeniden kurulabildiyse, kurumları ve devlet gelenekleriyle uzun ömürlü bir devlet olduysa bunda Sultan II.Beyazıt’ın yaptığı katkının payı muhakkak ki vardır.

Batılıların ” Muhteşem Süleyman” dedikleri Sultan II.Beyazıt’ın torunu Muhteşem Kanuni Sultan Süleyman’a bile kalmayan bu dünya, kimseye de kalmayacak. Lakin bugünümüzü var etmeye katkısı olmuş ecdadımızı hayır ile anmak ve bıraktıkları değerlerle birlikte onlara sahip çıkmak gelecek kuşaklara karşı yöneten ve yönetilenler olarak milli görevimizdir… Malazgirt Zaferi’nden Kurtuluş Savaşı’na, Alparslan’dan Mustafa Kemal’e, Asude Hatun’un Türbesi’nden Zübeyde Hanımın Mezarına kadar….